Her UX tasarımcısının bilmesi gereken psikolojik ilkeler
Psikoloji, çoğu zaman bizi şaşırtan araştırma bulgularıyla yolumuzu aydınlatır. İnsanı ilgilendiren her meslek alanında doğrudan yararlandığımız psikoloji, karar verme süreçlerimiz ve bunları neyin etkilediği hakkında bilgi verir.
Yogi Medya 4 dk okuma
Psikoloji, çoğu zaman bizi şaşırtan araştırma bulgularıyla yolumuzu aydınlatır. İnsanı ilgilendiren her meslek alanında doğrudan yararlandığımız psikoloji, karar verme süreçlerimiz ve bunları neyin etkilediği hakkında bilgi verir.
İnternetin hayatımızdaki ağırlığının artmasına ilişkin literatürde on binlerce yayına rastlamak mümkündür. Bunların hiçbirinden haberdar olmasak bile, yalnızca kendi hayatımızdan yola çıkarak bu konuda fikir sahibi olabiliriz. Araştırmalara göre insanların her gün internete bağlı cep telefonu, tablet veya bilgisayarla geçirdiği ortalama süre 4 ile 9 saat arasında değişiyor. Elbette 9 saati aşan kullanıcı sayısı da az değil.
Akıllı telefonlarımız gitmek istediğimiz yere rota çiziyor, sağlığımızla ilgili ipuçları veriyor, günlük adım sayımızı takip ediyor, ne kadar su içtiğimizi kaydediyor ve aldığımız kalorileri hesaplıyor. Telefonların eksik kaldığı alanları biz tamamlıyoruz. Hayatımızın en özel alanlarını bile çeşitli platformlarda fotoğraf ve videolarla paylaşıyoruz. İnsanın teknolojiyle ilişkisi her geçen gün derinleşiyor. Bu yazıda, neredeyse her işte bir UX tasarımcısı için yol gösterici olabilecek psikoloji ilkeleri sıralanıyor. Psikolojinin bize sunduğu bu bulgulardan yararlanarak UX tasarımcısı çok daha etkili ve başarılı uygulamalar oluşturabilir.
Tasarımlar Nasıl Algılanır?
"Hakkımızdaki her şeyi bilen" teknoloji; internetle ilgilenen tüm meslek grupları için olduğu gibi geliştiriciler ve reklamcılar için de geniş olanaklar sunuyor. Bir tasarımcı için işlerinin nasıl algılandığı her şeyden daha önemli olabilir. Çünkü bu sayede tasarımlarının başarısını ölçebilir ve bundan sonra yapacağı tasarımlar için belirli bir yol haritası oluşturur. Uygulama geliştiricileri, tasarımlarının diğer insanlar tarafından nasıl algılandığını öğrenebilirse daha fazla kişiye ulaşmak açısından avantajlı olabilir. Burada yapılacak iyileştirmeler olağanüstü etkili olacaktır.
Kullanıcıların algısına ilişkin pek çok tasarım ilkesi vardır. İlgili üniversite bölümlerinin mezunları tarafından iyi bilinen bu ilkelerin bazıları UX tasarımcılarını da doğrudan ilgilendirir. Bu ilkelerden ilkini ele alalım.
1. Von Restorff Etkisi / İlkesi
İlk inceleyeceğimiz kategori, bu alandaki en ünlü etkilerden biridir. Von Restorff etkisi/ilkesi "izolasyon etkisi" olarak da adlandırılır. Kısaca özetlemek gerekirse, “bir ortamda birbirine benzeyen çok sayıda nesne varken, diğerlerinden farklı olan nesnenin hatırlanma olasılığı çok yüksektir” öngörüsünde bulunur. Nitekim günümüzde en çok kullanılan tasarım ilkelerinden biridir. Von Restorff Etkisi doğrultusunda yapılmış tasarımlara özellikle web sitelerinde yönlendirilen reklamlarda rastlayabilirsiniz. "Şanslı ziyaretçisiniz", "1 milyonuncu müşterimizsiniz, size sürpriz hediyemiz var" ve benzeri tuzak reklamlarda sözde "ödülü" kabul etmeye yarayan kutu, hem diğer kutulardan hem de alanın geri kalanından farklı bir renge sahiptir. Böylece ziyaretçinin ilgisi ve dikkati hediyeyi kabul etmeye, daha doğrusu dolandırılmaya yönlendirilir.
Ayrıca web sitelerindeki "Harekete Geçirici Mesaj" (CTA) butonlarının pek çoğu, alanın geri kalanından farklı bir renkte tasarlanır. Böylece harekete geçirici mesaj butonunun sizden tıklamanızı istediği alana yönlendirilirsiniz. Web tasarımcıları bu yöntemin genellikle işe yaradığını sıkça belirtir. Sade tasarlanmış bir butonla oluşturulan eylem butonları, kullanıcıların büyük çoğunluğunun dikkatini çekmez. Ancak o konuyla gerçekten ilgilenen kullanıcılar bu butonlara tıklamayı tercih eder. Tüm bu sürecin arkasında işleyen Von Restorff Etkisi/İlkesi şudur: “Bir ortamda birbirine benzeyen çok sayıda nesne varken, diğerlerinden farklı olan nesnenin hatırlanma olasılığı çok yüksektir.”
2. Seri Konum Etkisi
Seri Konum Etkisi kısaca “kişinin gördüğü bir dizideki ilk ve son nesneleri daha iyi hatırlama eğilimi” olarak tanımlanabilir. Bu psikolojik ilke günümüzde çoğunlukla restoranlar tarafından kullanılır. Menü tasarımları yapılırken restoranlar, en çok satmak istedikleri ürünleri menünün başına ve sonuna yerleştirir. Böylece müşterinin dikkati o iki ürüne çekilir. Benzer uygulamalara çeşitli internet reklam tasarımlarında da rastlamak mümkündür.
3. Bilişsel Yük
Bilişsel yük, "bir bellek tarafından kullanılan toplam zihinsel çaba miktarı" anlamına gelir. Kısacası herhangi bir görevi yerine getirmek için kullanacağınız düşünce miktarının toplamına bilişsel yük denir. Bilişsel yük kavramı üç kategoriye ayrılır: İlgili (germane) bilişsel yük, içsel bilişsel yük ve ek düzey bilişsel yük. UX tasarımlarında en öne çıkan türler ilk ikisidir.
İçsel bilişsel yük
Eğitimle ilgili herhangi bir konuda karşılaştığınız zorluğu tanımlar. Neredeyse her gün karşılaştığımız ReCaptcha uygulaması bu çerçevede örnek verilebilir. Kullanıcının yeniden yazacağı içeriğin ve uygulamada izlenecek adımların hem kısa hem de basit olması beklenir.
İlgili (Germane) Bilişsel Yük
Zihninizde şemalar oluşturmak için kullanılır. Tüm bilgi kategorilerinin ve düşünce modellerinin bu bilişsel yükle inşa edildiği varsayılır. Bu kategorinin UX tasarımı açısından karşılığı, bazı durumlarda tasarım kalıplarının kullanılması gerektiğidir. Kullanıcının aşina olduğu bir kalıbı algılaması, ona yeni bir kalıp öğretmekten daha kolay olacaktır.
4. Hick Yasası
Hick Yasası bu alandaki en popüler ve ünlü kategorilerden biridir. Buna göre insanların karar verme sürecinde harcadığı süre, önlerindeki seçeneklere bağlıdır. Bu nedenle seçenek sayısı arttıkça bir karar için gereken süre de sürekli artar. Hick Yasası'na bir örnek, beynimizin kalabalık bir ortamda karmaşık nesneleri gruplayarak algılamasıdır. İnsan zihnindeki bu kümeleme eğilimi UX tasarımcıları için de yol gösterici olacaktır. Hick Yasası hem öğrenme süreçlerinde hem de reklam uygulamalarında etkili biçimde kullanılır.